Burdasınız : Anasayfa > h > Helenizm Nedir

helenizm Nedir


Sponsorlu Baglantilar



Yaziyla ilgili Resimler

$yazibasligitd
helenizm Resimleri
Ekleyen : admin Okunma : 128388
Ekl.: 08-10-2014 Gün.: 08-10-2014

Bu Yazıda Neler Var

  • Helenistik Dönem
  • İlgili Yazılar

  • Ilgili yazi bulunamadi..
  • En Son Eklenenler

    08 | Yakıt Yakıt
    Helenizm Nedir (Özet):
    Yunan kültürünün doğu kültürleriyle teması sonucu ortaya çıkan fikir, sanat ve felsefe akımı.

    Helenizm Nedir (Detay):
    Büyük İskender'in egemenliğiyle özgür ve bağımsız Yunan kent devletinin gücü gerçekten tarihe karışmıştı. Onun ve siyasi güç için birbirleriyle dövüşen ardıllarının egemenlikleri sırasında Yunan kentlerinin ellerindeki özgürlük ancak sözde egemenlikti ya da en azından her şeyin üzerinde duran egemenin iyi niyetine bağımlıydı.

    İşte bu yeni siyasi durum, kaçınılmaz olarak, felsefede de bir etki yarattı. Hem Platon hem de Aristoteles Yunan kentinin insanlarıydılar. Ve onlar için birey; kentten ve kentin yaşamından ayrı düşünülemezdi. Birey kentte amacına ulaşır ve yaşamını iyi sürdürürdü. Ama özgür kent daha büyük bir kozmopolitan bütüne kaynaştığı zaman, yalnızca Stoacılıkta gördüğümüz gibi, dünya vatandaşlığı ideali ile kozmopolitanizmin değil, fakat bunun yanı sıra bireyciliğin de öne çıkması doğal olabilirdi. Gerçekte bu iki öge, kozmopolitanlık ve bireycilik, sıkı sıkıya birbirlerine bağlıydılar. Çünkü kent devletinin Platon ve Aristoteles'in düşündükleri gibi sıkı ve her şeyi kucaklayan yaşamı çöktüğü ve yurttaşlar daha büyük bir bütüne kaynaştıkları zaman, birey kaçınılmaz olarak başı boş kaldı, kent-devletindeki bağlarından koptu. Böylece kozmopolitan bir toplumda felsefeden beklenebilecek tek şey ilgisini bireyde yoğunlaştırması onun yaşamda kılavuzluk istemine karşılaştırmaya çalışması olacaktı. Çünkü bu yaşam artık göreli olarak küçük bir kent ailesinde değil ama büyük bir toplumda yaşanıyor, ve buna göre felsefe başat olarak törel ve kılgısal eğilimler sergiliyordu.

    Stoacılık ve Epikürcülükte olduğu gibi. Metafiziksel ve ruhsal kurgu düşme eğilimine girdi, kendileri uğruna değil ama ancak törebilim için bir temel ve hazırlık sağlamaları işleminde birer ilgi nesnesi oldular. Törel alan üzerinde bu yoğunlaşma yeni okulların metafiziksel kavramlarını kendi başlarına yeni kurgular üretmeye girişmeksizin niçin başka düşünürlerden ödünç almış olduklarını anlamayı kolaylaştırır. Gerçekten de bu bakımdan geriye ön-Sokratiklere döndüler-. Stoacılık Herakleitos'un fiziğine ve Epikürcülük ve Demokritos'un atomculuğuna başvuruyordu. Bundan da ötesi, Aristoteles-sonrası Okullar en azından belli bir düzeyde giderek törel düşünce ve eğilimleri ve eğilimleri için bile Ön-Sokratiklere döndüler, Stoacılar Kynik törebilimden ve Epikürcüler Kraniklerden ödünç aldılar.

    Bu törel ve kılgısal ilgi, Roma döneminde Aristoteles-sonrası okulların gelişiminde özellikle belirgindir. Çünkü Romalılar ve Yunanlılar gibi kurgul ve metafiziksel yanları güçlü düşünürler değil, tersine karşılıklı olarak kılgıya yönelik insanlardı. Eski Romalılar karakter üzerinde diretiyorlardı -kurgu onlara biraz yabancı idi- ve Roma İmparatorluğunda, cumhuriyetin önceki idealleri ve gelenekleri söndüğü zaman, bireye çalkantılı bir toplumsal süreç içerisinde yaşamını doğru olarak yönlendirmesini ve belli bir tinsel ve ahlaksal bağımsızlık üzerine dayanan bir ilke ve eylem tutarlılığını sürdürmesini sağlayabilecek davranış kurallarını sağlama görevi sözcüğün tam anlamıyla felsefecilere düşüyordu.

    Nietzsche, Hellenistik ve diğer Yunan felsefesi hakkında şu yorumu yapar:

    "Yunanlılar, gerçekten sağlam bir millet olarak, felsefe yapmakla, bütün başka milletlerden çok daha büyük ölçüde felsefeyi meşru kıldılar. Ama vaktinde duramadılar, çünkü kuru ihtiyarlık çağlarında felsefeden, sadece hristiyan doğmatiğinin sofuca akıl oyunlarını ve pek kutsal kılı kırk yarmalarını anlamakla beraber, kendilerini felsefenin ateşli taraftarları olarak gösterdiler.

    "Vaktinde duramadıklarından ötürüdür ki, kendilerinden sonra gelen barbar aleme gördükleri hizmeti kendi elleriyle ufalttılar."

    Aristoteles'ten sonra Hellenistik felsefe, iki doğrultuda gelişmiştir. Bir yandan bir ahlak felsefesi, öbür yandan da pozitif bilimler üzerinde bilgince bir araştırma olmuştur. Platon ve Aristoteles'in okulları da (Akademia ile Lykeion) bu gelişmeye ayak uydurmuştur.


    Helenistik Dönem



    İskender'in ölümünü izleyen döneme Hele­nistik Dönem (yaklaşık İÖ 300-100) denir. Bu çağda Yunan dünyası dil ve kültür birliğini, bir ölçüde de olsa sağlamıştır. Siyasal bakım­dan ise, imparatorluk İskender'in üç büyük generalinin yönettiği üç krallığa bölündü. Ma­kedonya'yı Antigonos, Mısır'ı Ptolemaios ve Suriye'yi Selevkos yönetiyordu. Yunan kent­lerinden bazıları yeniden bağımsızlıklarını ka­zandılar. Birlikler kurarak birleştiler ve Ma­kedonya'ya karşı konumlarını güçlendirdiler. Atina ve Sparta bağımsız kentler olarak kalır­ken, öbür kentlerin çoğu ya Akhaia ya da Aitolia Birliği'ne katıldı. Her birliğin, kentlerin temsilci gönderdiği bir meclisi vardı. Bu fede­rasyonlar Yunanistan'ın bir Roma eyaletine dönüştüğü İÖ 2. yüzyıla kadar varlıklarını sürdürdü.

    Bu çağda insanlar kendilerini herhangi bir kentin ya da devletin uyruğu olarak değil, dünya yurttaşı olarak düşünmeye başladılar. Stoacı ve Epikurosçu felsefeler bütün insan­ların kardeşliği düşüncesini işledi. Onlara gö­re, iyi bir yaşam onu arayan herkese açıktı. İnsan ister zengin ister yoksul, ister köle ister özgür olsun, bilgelik yoluyla erdeme ve mut­luluğa ulaşabilirdi.

    Çeşitli yerlerde sanatçıların geliştirdiği "okullar" ortaya çıktı. Helenistik dönemin en ünlü yapıtları arasında Melo Adası'ndaki Af-rodit heykeli ve Semadirek zaferini betimle­yen heykel sayılabilir. Dönemin sanatçıları in­sanları, ideal tipler olmaktan çok gerçekte ol­dukları gibi gösterdiler. Heykeltıraşlar yok­sulların ve gösterişsiz insanların, gençlerin ve yaşlıların heykellerini yaptılar. Sıradan insan­ları gündelik işleriyle uğraşırken betimlediler.İÖ 2. ve 1. yüzyıllarda Romalılar doğuya doğru yayıldıkça Helen krallıkları da Roma İmparatorluğu'nun topraklarına katıldılar. Yunanistan da artık Romalı bir vali tarafın­dan yönetilen ve vergilendirilen bir Roma eyaleti oldu. İmparatorluğun doğu yarısında Yunanca resmi dil olarak kaldı; kültür de He­lenistik niteliğini korudu.

    Yunan sanatı, yönetimi, dini ve felsefesi Roma'nın gelişmesinde önemli rol oynadı. Romalılar Yunanlılar'ın ilk dönem ya da kla­sik yönetim biçimlerinden, sanatlarından ve edebiyatlarından etkilendiler. Yunan kültürü­nü kendi geçmişlerinin bir parçası olarak gör­düler. Bu yüzden, Batı Avrupa'ya yayılan ve batı dünyasının gelişimini etkileyen Roma uy­garlığı Romalı olduğu kadar Yunanlı bir kim­lik de taşır .


    En Cok Okunan Yazilar

    02 | Düzlem Düzlem
    07 | Paragraf Paragraf
    08 | Destan Destan
    
    ..:: Online Uyeler ::..
    
    Bi soru sor